Slavinae Ordo

Bir gün, zamanın henüz takvim tutmadığı, mekânın ise şurası ile burası arasında kararsız kaldığı bir akşamüstü, üç tanrı eski ve isimsiz bir barın masasında buluştu. Masanın yüzeyi çatlaklarla doluydu; bu çatlaklar sonradan galaksiler olarak adlandırılacaktı ama o an için sadece bira döküntüsünün aktığı çizgilerdi.

Halogenos masaya ilk oturandı. Işık onunla birlikte gelmiş, barın ampullerini gereksiz kılmıştı. Barmen, Halogenos’un yakıcı parıltısı yüzünden üçüncü kez yanmış bardağı değiştirirken homurdanıyordu. Halogenos, bardağını eline aldı ve şöyle dedi:
“Bir şey yaratacaksak, parlak olmalı. Öyle sıradan, loş bir şey değil. Ruhu açmalı. Yakmalı. Biraz da kör etmeli.”

Narkylios çoktan gelmişti ama kimse fark etmemişti. Masanın köşesinde, sis gibi yarı görünür hâlde oturuyordu. Bardağı dolu muydu, boş muydu belli değildi. Konuşurken sesi rüyada duyulan bir fısıltı gibiydi.
“Yakmak fazla net,” dedi. “Ben insanların ne gördüklerinden emin olmamalarını istiyorum. Hatırlayıp hatırlamadıklarından bile şüphe etsinler. Biraz unutma, biraz dalgınlık… Arada uyanıp ‘ben kimdim?’ desinler.”

Slavinor en son geldi. Sandalyeyi çekerken masa hafifçe çözüldü, sonra kendiliğinden tekrar birleşti. Oturdu, ceketin düğmesini ilikledi, sonra tekrar çözdü.
“İkiniz de aşırısınız,” dedi sakince. “Bir düzen kuracağız ama bozulabilir olacak. Bozulacak ki yeniden kurulabilsin. İnsan dediğin şey, sürekli çözülüp tekrar toparlanan bir taslak olmalı.”

Halogenos masaya eğildi. Masanın ortasında bir ışık patladı.
“Evreni baştan çok karmaşık yapalım,” dedi. “Sonra insanlar onu anlamaya çalışsın.”

Narkylios başını salladı.
“Anlamasınlar. Anladıklarını sansınlar yeter.”

Slavinor bir peçeteye bir şeyler karaladı: Daireler, oklar, üstü çizilmiş planlar.
“Önce evren,” dedi. “Sonra dünya. En sona insan. Ama insanı eksik bırakacağız. Bilerek.”

Halogenos güldü. Işık bir anlığına barın dışına taştı.
“Eksik mi? Harika. Eksiklik, ışığın gireceği yerdir.”

Narkylios bardağını kaldırdı. İçinden hafif bir sis yükseldi.
“Eksiklik, rüyaların da.”

Slavinor peçeteyi ikiye böldü, sonra tekrar birleştirdi.
“Eksiklik, düzenin motorudur.”

Üçü de sustu. O anda masa titredi. Bir şey oldu. Önce evren oluştu, kimse tam olarak nasıl olduğunu fark etmedi. Ardından dünya geldi; biraz yamuk, biraz fazla karmaşık ama idare ederdi.
En son insan ortaya çıktı: Düşünen, unutan, yanan, dağılan, yeniden toplanan bir varlık.

Barmen başını kaldırdı, etrafa baktı.
“Bunlar da ne?” diye sordu.

Halogenos, Narkylios ve Slavinor aynı anda omuz silkti.
“Bir deneme,” dediler.

Hesabı Slavinor ödedi. Halogenos kapıyı açarken ışık biraz fazla geldi. Narkylios zaten çıkmıştı, kimse ne zaman gittiğini anlamadı. Masada kalan peçete ise yavaşça çözülüp yeniden katlandı.

Sonradan buna yaratılış denecekti. Ama o akşam için, sadece uzun bir bar sohbetiydi.

gods%20drinking.png

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-NonCommercial-ShareAlike 3.0 License