|
Table of Contents
|
Açıklama
Orpheion Panepistimio, Yunanistan'da yer alan ve resmî görünümünde akademik bir kurum olarak tanımlansa da, gerçekte alternatif gerçekliklerin, tarih dışı boyutların ve mitolojik zamanın sürekliliğini araştıran yarı-gizli bir topluluktur. İsmini, yeraltı dünyasına inişi ve geri dönüşüyle tanınan Orpheus mitinden alan kurum; sembolik, ezoterik ve kozmolojik katmanlar aracılığıyla ulaşılması gerektiği inancını destekler.
Kurumun kökenleri, 1950’li yılların ortasında Atina yakınlarında tekrar açılan bir üniversiteye dayansa da, bugünkü yapı, 1960'ların başında bir grup yüksek lisans öğrencisinin Ege Adaları'nda gerçekleştirdikleri saha araştırmalarıyla şekillenmiştir. Bu saha faaliyetleri sırasında, öğrenciler Antik Yunan medeniyetine ait olduğu düşünülen ve zaman kavramının farklı işlediğine dair güçlü izler barındıran anomalilere rastlamış, fakat elde ettikleri verileri kamuya açıklamak yerine özel arşivlerde saklamayı tercih etmişlerdir.
Araştırmalar derinleştikçe grup, tarihsel süreçte Antik Yunan gerçekliğinin, belirli kozmik ve jeolojik koşullarda mevcut dünyayla kesişen paralel bir boyut olabileceği fikrini geliştirmiştir. Bu teoriler, modern fizik, klasik filoloji, hermetik gelenek ve arkeoastronomi disiplinlerinin senteziyle kuramsallaştırılmıştır. Zamanla bu fikirler, üniversitenin yapısı içinde derinleşmiş bir bilgi topluluğunun temelini atmıştır.
Genel Tarihçe
Üniversite'nin İlk Dönemi (1954–1967)
Yunanistan'da bulunan Orpheion Panepistimio, 19. yüzyılın sonlarında Selanik yakınlarında kurulmuş, klasik filoloji, arkeoloji ve Helenistik düşünce üzerine uzmanlaşmış bir akademik kurumdur. Üniversite, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali nedeniyle kapatılmış, arşivlerinin bir kısmı yağmalanmış ve bazı akademisyenleri sürgüne gitmek zorunda kalmıştır. Savaşın ardından, 1953 yılında yeniden açılan üniversite, özellikle kırsal bölgeler ve Yunan adaları üzerindeki arkeolojik projelere öncülük etmiş ve eski akademik kimliğini geri kazanma çabalarına başlamıştır.
1956 yılında, üniversitenin felsefe ve tarih bölümlerinden bir grup öğrenci, Kiklad Adaları’nda sürdürülen kazılara katılmış ve burada rastladıkları bazı anomaliler üzerine araştırmalar yapmıştır. Öğrencilerin gözlemlerine göre, belirli coğrafi alanlarda zaman algısı, jeomanyetik ölçümler ve bazı mimari düzenlemeler bilinenden farklı bir yapıya işaret etmekteydi. Bu gözlemler, Antik Yunan tarihinin belli bir noktada sona ermediği, farklı bir boyutta veya gerçeklikte varlığını sürdürdüğü yönünde bir hipotezin oluşmasına neden olmuştur. Öğrenci grubu, adalarda bulunan bazı yazıtlar ve semboller üzerinden, tarihsel olarak kesintiye uğrayan Helenistik kültürün farklı bir düzlemde devam ettiği fikrine ulaşmış, ancak elde ettikleri belgeler üzerinde daha fazla yorum yapmaktan kaçınarak bu verileri resmî kayıtlara “anlamsız” olarak aktarmıştır.
Araştırmalarını üniversite ortamında sürdürmeye devam eden grup, içlerinden biri olan Andronikos Kapralis’in önerisiyle Helenistik geleneklere ve modern neo-pagan düşünceye hâkim bir tanıdığını projeye dâhil etmeyi tartışmış, ancak elde edilen bilgilerin doğuracağı olası tehlikeler ve akademik itibara zarar verme ihtimali nedeniyle bu fikir reddedilmiştir. Ancak birkaç yıl sonra, grubun farklı nedenlerle bölünmesi ve resmi araştırmaların durdurulması üzerine, Kapralis söz konusu şahısla irtibata geçmiş ve belgelerin bir kısmını onunla paylaşmıştır. Bu kişi, Sırbistan'da yaşayan ve Balkan ezoterizmiyle Helenistik yeniden doğuş teorilerini birleştirmeye çalışan Mihailo Durić adlı bir entelektüeldir.
Durić’in önerisiyle, Belgrad merkezli bir akademik sendika çatısı altında bir araya gelen araştırmacılar, bu ikinci gerçeklik üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapmayı kararlaştırmış ve Orpheion Panepistimio'dan gelen öğrenci grubuna resmî olmayan bir ortaklık teklif etmiştir. Sendika, “Sindikat za Istorijsku Paralelnost” adını almış, amacı ise Helenistik zamanın modern gerçeklikte yeniden belirebileceği koşulları anlamak, bu geçiş noktalarını belirlemek ve Antik Yunan düşüncesinin çağdaş dünyada yeniden yapılandırılabileceği entelektüel ve pratik bir alan oluşturmaktır. Sendika, Balkanlar’daki çeşitli arkeolojik alanlarda çalışmalar yürütmüş, yerel üniversitelerle gizli iş birlikleri kurmuş ve Helenistik akıl yürütmenin çağdaş bilimle yeniden nasıl bütünleştirilebileceği konusunda kapsamlı projeler geliştirmiştir.
Orpheion öğrencileri bu yeni oluşum içinde araştırmacı, aracı ve bazen de aktarıcı roller üstlenmiş, akademik çevrelerden uzak bir yapı içinde, tarihsel olmayan ama tarihsel bir geçmişe sıkıca bağlı ikinci bir gerçeklik anlayışının temellerini atmışlardır.
Sendikal Derinleşme ve Yayılma Dönemi (1960–1973)
1960’lara gelindiğinde, Orpheion Panepistimio’daki öğrenci grubu Sendika ile olan ilişkilerini derinleştirerek üniversite bünyesinde daha köklü bir etki kurmaya başlamıştır. Başlangıçta küçük bir grup olarak başlayan oluşum, zamanla üniversitenin farklı fakültelerindeki araştırmacı ve öğrencilerle bağlantı kurarak genişlemiştir. Sendika’nın Balkan coğrafyasındaki entelektüel çevrelerle olan ilişkileri sayesinde, üniversiteye akademik, finansal ve lojistik düzeyde önemli katkılar sağlanmıştır.
Üniversitedeki bazı öğrenciler mezun olduktan sonra öğretim kadrosuna dâhil edilmiş, böylece Sendika’nın ilk kuşak üyeleri kurumsal yapıya nüfuz etmeye başlamıştır. Öğretim kadrosunun büyümesi, Sendika'nın felsefi temellerinin de kurumsallaşması anlamına gelmiştir. Öğretim üyeleri, dışarıdan bakıldığında klasik tarih, felsefe ya da arkeoloji alanlarında çalışıyor gibi görünse de, verdikleri eğitimde Helenistik kültürün sürekliliği ve adalarla ilgili gerçeklik kuramları üzerine kurgulanmış bir anlatı barındırmaya başlamıştır.
Zamanla, Orpheion Panepistimio’nun resmî yapısı içinde özerk bir pozisyon kazanan bu yapı, üniversitenin devletle olan bağlarını gevşetmiş ve kademeli olarak yarı özel bir akademik merkeze dönüşmüştür. Devlet kontrolünün zayıflaması, Sendika'nın üniversiteye maddi kaynak aktarması ve yerel yönetimlerle kurduğu ilişkiler, üniversitenin yapısal olarak da dönüşüm geçirmesine neden olmuştur. Böylece Üniversite, görünürde klasik bilimsel geleneği sürdüren, ancak perde arkasında Helenistik gerçeklik hipotezini araştıran bir merkez haline gelmiştir.
Üniversite müfredatında bulunan antik dönem düşüncesi, mitoloji ve klasik edebiyat derslerinin oranı artırmış, arkeolojik saha çalışmalarında özellikle Kiklad ve On İki Ada bölgesine yoğunlaştırılmıştır. Eğitim ve araştırma faaliyetleri, hem geleneksel Helenistik bilginin sistemli bir şekilde öğretilmesi hem de öğrencilerin bu bilgi doğrultusunda öte gerçekliğe dair ipuçlarını araştırmalarına olanak verecek şekilde yapılandırılmıştır. Üniversite böylece, görünürde sıradan bir akademik kurum olmakla birlikte, Sendika’nın tarihsel paralellik teorisini araştıran gizli bir ağın ana merkezi haline gelmiştir.
1970’li yıllara gelindiğinde, Orpheion Panepistimio bünyesindeki Sendika etkisi daha da sistematik hâle gelmiştir. Üniversitenin çeşitli bölümleri arasında belirli bir senkronizasyon sağlanmış; felsefe, arkeoloji, tarih, dilbilim ve astronomi gibi alanlarda çalışan akademik kadrolar, Sendika’nın iç çemberine alınarak özel seminer ve toplantılara katılmıştır. Bu çember, resmi üniversite kadrosunun bir parçası gibi görünse de, yalnızca belirli bir aşamadan sonra bu bilgi ağına dahil olunabiliyordu.
Üniversitenin Kiklad ve Ege Adaları üzerindeki saha çalışmaları, artık yalnızca arkeolojik kazılarla sınırlı kalmayıp, yerel halktan toplanan folklor, efsane ve sembolik kalıntılarla da desteklenmeye başlamıştır. Öğrenciler ve akademisyenler, bu anlatıları sistematik biçimde sınıflandırarak alternatif tarihsel kesitleri modelleyen hipotezler üretmişlerdir. Adalardan elde edilen bulgularla oluşturulan arşivler, Sendika tarafından yönetilen izole belgeliğin içinde korunmuştur. Bu belgeliğe sadece özel izni olan kişiler erişebiliyordu.
Kıbrıs Krizi ve Ege Gölgelenmesi (1974)
1974 yılında yaşanan Kıbrıs krizi ve bölgedeki politik çalkantılar, Sendika’nın faaliyetlerini geçici olarak yavaşlatmıştır. Ancak bu dönem, aynı zamanda Yunanistan dışındaki bazı Balkan üniversiteleriyle temasların başlatıldığı yıllar olmuştur. Özellikle Novi Sad ve Belgrad'daki bazı akademik gruplarla bilgi alışverişi yapılmış, Sendika’nın araştırma çerçevesi Ege Denizi’nden Karadeniz’e kadar genişletilmiştir.
1980'li yıllarda ise üniversite içerisinde iki ayrı yönelimin oluştuğu gözlemlenmiştir. Birincisi, Sendika’nın kurucu ilkelerini sürdüren, adalarda tespit edilen alternatif gerçekliği metafizik bir katman olarak ele alan gelenekçi kanat; ikincisi ise daha rasyonalist, ancak Helenistik paradigmanın çoklu zaman teorisiyle kesiştiğini savunan bir bilimsel kanattır. Bu ayrım çatışmaya dönüşmemiş, ancak Sendika içindeki görev dağılımlarını yeniden şekillendirmiştir. Gelenekçi kanat adalara dönük saha çalışmalarına yönelirken, bilimsel grup Orpheion’daki laboratuvarlar ve veri analiz merkezlerinde derin modellemeler üretmeye odaklanmıştır.
1990’lara gelindiğinde, Sendika, Avrupa Birliği projeleri ve akademik burs sistemleri üzerinden üniversiteye uluslararası düzeyde fon sağlamayı başarmıştır. Resmî görünümünü koruyan bu faaliyetler, Sendika’nın ideolojik altyapısına zarar vermemiş, bilakis ona küresel düzeyde temaslar kurabileceği yeni bir zemin hazırlamıştır. Aynı dönemlerde, “zaman dışı tarih” kavramı altında yayımlanan akademik yayınlar, Enstitü kütüphanelerine sokulmuş; bu yayınlar, alternatif Helenistik gerçekliğe dair teorileri bilimsel bir dilde meşrulaştırmıştır.
Sendika, yirmi birinci yüzyıla girerken Balkanlar'daki belli başlı akademik merkezlerin sessiz ortağı haline gelmiştir. Üniversite kampüsünde ise semboller, mimari düzenlemeler, kampüs haritasındaki bölümlendirmeler ve bazı seçilmiş fakültelerde verilen özel dersler aracılığıyla Sendika'nın izi sezilebilir hâle gelmiştir. Ancak yapı, her zamanki gibi yüzeyde “bölgesel klasik araştırmalar” görünümünü koruyarak varlığını sürdürmektedir.
Aigaion’un Halkçı Direnişi (1968-1975)
Laokratikí Antístasi ton Aigaíon (Yunanca telaffuzu: laokʁaˈtici anˈdistasi ton eˈʝeon), Türkçeye “Ege'nin Halkçı Direnişi” olarak çevrilebilecek bir silahlı örgüttür. 1960’ların sonlarında Yunanistan’da gelişen politik huzursuzluk ve öğrenci hareketlerinin etkisiyle doğmuş; özellikle Orpheion Panepistimio üniversitesinden mezun olan radikal bir öğrenci olan Alexandros Karapatis tarafından kurulmuştur.
Karapatis, üniversitedeki öğrenimi sırasında Sendika ile bağlantı kurmuş ancak ilerleyen süreçte Sendika'nın gizli akademik yaklaşımını yetersiz ve pasif bulmuştur. Sendika'nın bilgi temelli ve entelektüel eksenli hedeflerine karşılık Karapatis, Antik Yunan uygarlığının teorikten ayrılarak aynı zamanda bir politik ve kültürel model olduğunu savunmuş ve bu kültürün modern çağda yeniden inşa edilmesi gerektiğine inanmıştır. Bu inşa, Karapatis'e göre yalnızca silahlı ve halk tabanlı bir devrimle mümkün olabilirdi.
1968 yılında, üniversiteden ayrılan Karapatis, yakın çevresindeki birkaç eski mezunla birlikte Laokratikí Antístasi ton Aigaíon isimli örgütü kurmuştur. Örgütün ideolojisi, antik Hellenistik değerlerin çağdaş totaliter rejimlere karşı halk mücadelesiyle yeniden diriltilmesini öngörüyordu. Başlangıçta Ege adalarında küçük bir militan hücre olarak yapılandılar. Özellikle Kiklad Adaları’nda sembolik Antik Yunan yapılarında gizli toplantılar gerçekleştirdikleri rapor edilmiştir.
1974 yılına gelindiğinde, Yunanistan’da askerî cunta rejiminin desteğiyle Kıbrıs’ta gerçekleştirilen darbe ve ardından gelişen Kıbrıs Krizi, örgüt için dönüm noktası olmuştur. Kıbrıs’a gizlice geçtikleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 20 Temmuz 1974 tarihinde başlattığı Barış Harekâtı sırasında, Yunan yerel direnişçileri ve bazı Kıbrıslı Rum milis gruplarıyla birlikte çatışmalara katıldıkları çeşitli kaynaklarca öne sürülmüştür. Karapatis’in bu süreçte Keryneia (Girne) civarında bulunduğu, örgütün bazı üyelerinin ise Lefkoşa yakınlarında faaliyet gösterdiği tahmin edilmektedir.
Kıbrıs’taki çatışmalarda resmî Yunan ordusuna bağlı olmayan bir yapı olarak hareket eden Laokratikí Antístasi ton Aigaíon, ne Sendika ne de Orpheion Panepistimio tarafından resmî olarak tanınmamıştır. Özellikle üniversite çevresinde bu grubun eylemlerinin politik romantizmle donatılmış bir sabotaj hareketine dönüştüğü eleştirileri yapılmıştır.
1974 sonlarında cunta rejiminin çökmesi ve Yunanistan’da demokrasiye geçiş sürecinin başlamasıyla birlikte, örgüt yoğun baskı altına alınmıştır. Yeni hükümet, uluslararası ilişkileri düzeltme çabası kapsamında radikal gruplara karşı sert tedbirler uygulamış; bu nedenle Karapatis ve örgütün çekirdek üyeleri başta Fransa ve İtalya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine dağılmıştır. Bu süreçte örgütün fiilî varlığı sona ermiş, Karapatis’in 1978 yılında Paris’te geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle grup dağılmak zorunda kalmıştır.
1978 Sonrası Yapılanma ve Bölünme Süreci
Alexandros Karapatis’in 1978 yılında Paris’te hayatını kaybetmesinden sonra Laokratikí Antístasi ton Aigaíon resmi olarak varlığını sona erdirmemiştir. Karapatis’in ölümü, örgüt içinde uzun süredir sessiz kalan ideolojik ayrımları açığa çıkardı. Liderlik boşluğu, merkezi otorite yerine pragmatik hizipler üzerinden çözümlenmeye çalışıldı ve bu süreçte örgüt, üç farklı alt oluşuma bölündü. Her biri kendi liderliğini oluşturarak farklı yönelimlere evrildi. Yapısal dağılma yerine, örgüt farklı coğrafyalarda faaliyet yürüten, ayrı ajandaları olan üç örgüt çatısına ayrıldı.
Thesmofóroi Kiklóforoi (Yasacı Çember Taşıyıcılar): Kallisto Dimas, Karapatis’in sağ kolu ve teorik perspektifte onun fikirlerini en çok benimseyen figürlerden biriydi. Fransa’daki sol düşünce çevreleriyle bağlantısı olan Dimas, örgütün daha yapısalcı ve toplumsal dönüşüme dayalı yolunu sürdürmeyi önerdi. Thesmofóroi Kiklóforoi, özellikle Fransa ve Belçika’daki göçmen Yunan topluluklarında Antik Yunan siyasal düşüncesini ezoterik bir halk devrimiyle bağdaştıran söylemlerle örgütlenmeye başladı. Bu fraksiyon, Helenistik yeniden doğuşun hukuksal ve sosyal sistemlerle modern toplumda yeniden kurulabileceğini savundu.
Mnēma Stēlē (Mezar Taşı): Petralis, daha sembolik ve mistik bir yaklaşıma sahipti. Ona göre Karapatis’in ölümü, sadece bir liderin değil, bir mitin de kaybıydı. İtalya’da özellikle Vatikan karşıtı ezoterik çevrelerle ilişki kurarak örgütün faaliyetlerini ritüelistik ve arkeo-felsefi bir temele oturttu. Mnēma Stēlē, antik mezar yapıları, taş anıtlar ve semboller üzerinden antik çağın ruhsal izlerini sürmeye odaklandı. Bazı üyeleri Güney İtalya’da eski Magna Graecia kalıntılarında çalışmalar yürüttü.
Anemoi Phōs (Işığın Rüzgârları): Karapatis’in ölümünden sonra bağımsız hareket eden ve doğrudan örgütün kurucu çekirdeğinde yer almayan ancak onunla yakın ilişkide bulunan Drakon kardeşler, 1970’lerin sonlarında Yugoslavya topraklarına çekilerek Anemoi Phōs isimli yapıyı kurdu. Bu oluşum, maneviyat, yurtseverlik ve mitolojik sürekliliğin Balkanlar’da yeni bir ideolojik harita oluşturabileceğini savundu. En azılı örgütlerden biri hâline gelen Anemoi Phōs, dini ikonografi, mitoloji ve yerel halk inanışlarını birleştirerek, Antik Yunan ile Balkan pagan geleneklerini sentezlemeye çalıştı.
1989 Amorgos Vakası
1980’li yılların ortalarında, Anemoi Phōs isimli alt fraksiyonun liderliğini sürdüren Drakon Kardeşler (Eudoros ve Niketas Drakon), örgütün faaliyetlerini Yunanistan’ın Ege adaları ekseninde yoğunlaştırdı. Bu süreçte, Naxos, Ikaria ve Karpathos çevresinde, antik yerleşim kalıntılarında yapılan sistematik dışı keşifler, grup üyelerini geleneksel araştırma disiplinlerinin dışına çıkmaya zorladı. Kayda geçen alanlarda yaşayan bazı yerel halk bireylerinin, çevrelerinde var olduğunu iddia ettikleri antik tanrılara benzer fenomenler, Drakon kardeşlerin dikkatini çekti.
1987 yılından itibaren Drakon kardeşler tarafından sürdürülen saha gözlemleri, görünürde doğaüstü olmayan fakat kolektif biçimde aktarılan davranış kalıplarına odaklanmıştı. Gözlemler sonucunda söz konusu yerleşimlerdeki bireylerin antik Helenistik terminolojiye dayalı söylemlerde bulundukları, kimi zaman hiçbir arkeolojik dayanağı olmayan tanrısal hikâyeleri kolektif biçimde hatırladıkları raporlandı. Bu durum, araştırma grubunca tanımlanamayan ve memetik doğaya sahip olduğu varsayılan bir zihinsel bulaşı olasılığına işaret etti.
1989 yılının Mart ayında, Eudoros Drakon liderliğindeki sekiz kişilik saha ekibi, Amorgos Adası’na konuşlandı. Grup üyeleri, kendilerine kapalı kalan kırsal köy halkının davranışlarını daha yakından izlemek üzere kamp kurdu. İlk haftalarda normal seyreden gözlemler, zamanla ekip üyelerinde görülen psiko-sosyal bozulmalarla birlikte düzensizliğe dönüştü. Günlük yazılar ve kaset kayıtlarında üyelerin halüsinatif içerikler gördükleri, bazı antik figürlerin fiziksel olarak deneyimlendiği ve seslerin duyulduğu belgelenmiştir.
1989 yılı Haziran ayının ilk haftasında kamp alanında bilinmeyen bir kriz meydana geldi. Günümüze ulaşan raporlara göre, ekip üyelerinden Theron Makris, gece yarısı kamp bölgesine dönerek önce Niketas Drakon, ardından da kardeşi Eudoros Drakon’u silahla öldürmüştür. Ardından çıkan silahlı çatışmada, Makris’in bilinmeyen bir materyalden improvizasyonel biçimde bir mızrak oluşturduğu ve bu ilkel silahı yüksek düzeyde etkinlikle kullanarak diğer ekip üyelerini de avladığı anlaşılmaktadır. Makris'in bu tür bir el işçiliği veya dövüş eğitimine dair geçmişi bulunmamaktadır.
Olaydan sağ kurtulan üç kişi, adanın kuzey kıyılarına kaçarak yaklaşık iki hafta boyunca bulunamamıştır. 25 Haziran 1989 tarihinde, adada görevli bir kıyı güvenlik devriyesi tarafından tamamen çıplak, bedenleri çamur ve doğa malzemeleriyle örtülü hâlde bulunmuşlardır. Şahıslar, Yunan mitolojisine ait tanrılara yüksek sesle yakarışta bulundukları, rasyonel kimliklerini tanımadıkları ve kimlik kartlarına şiddetle karşı çıktıkları için tıbbi gözetime alınmıştır.
Olay sonrası hayatta kalan şahısların hiçbirinin normal bilişsel durumlarına dönemedikleri ve Elenik Epifaniya Sendromu olarak sınıflandırılan klinik tabloya sahip oldukları belirtilmiştir. Bu sendrom, ilerleyen yıllarda memetik temelli halüsinatif etkilerle bağlantılı ilk vaka olarak bilimsel literatüre girmiştir.
Sendika ve Orpheion Panepistimio kayıtlarında, bu olay uzun süre boyunca sınıflandırılmış ve yalnızca "1989 Amorgos Vakası" başlığıyla arşivlenmiştir. Anemoi Phōs fraksiyonu bu olaydan sonra hiçbir biçimde yeniden toparlanamamış, kalan üyeleri ya izini kaybettirmiş ya da sessiz biçimde örgütsel varlıklarını sonlandırmıştır. Drakon kardeşlerin ölümünden sonra grup, hiçbir otorite tarafından yeniden canlandırılmamıştır.
Diamas’ın Sosyal-Yunanist Milis Hareketinin Kurumsallaşması (1988–1999)
1980’lerin ortasında Laokratikí Antístasi ton Aigaíon örgütü içerisindeki fraksiyonel ayrışma sonucu oluşan ve ideolojik temelini sosyalist devrim ile antik Yunan değerlerinin yeniden tesisi fikrinin kesişiminden alan Diamas fraksiyonu, 1988 yılında resmi olarak bir şehir milisi yapılanmasına dönüştü. Bu süreçte grup, Atina ve çevresindeki işçi mahallelerinde, sendikal yapılar ve öğrenci kolektifleriyle ilişkiler geliştirerek yerleşik bir direniş ağı kurmaya başladı.
Diamas’ın liderliğindeki yapı, klasik Marksist söylemi Helenistik ahlâk kavramları ve şehir-devlet organizasyonlarıyla harmanlayarak "Demotik Oligarşi" kavramını geliştirdi. Bu kavram, halkın doğrudan katılımıyla işleyen bir yönetim modeli önermekte, ancak bu katılımın yalnızca paideia (kültürel-bilimsel eğitim ve yurttaşlık yetkinliği) sürecinden geçen bireylerle sınırlı olması gerektiğini savunmaktaydı. Bu nedenle grubun öne sürdüğü toplum modeli, hem devrimci hem de klasik seçkinci nitelikler taşımaktaydı.
1990’ların başlarında, Balkan coğrafyasındaki siyasi kriz ve Yugoslavya'nın dağılması süreci, grup için yeni bir saha yarattı. Diamas milisi, bu yıllarda özellikle Arnavutluk ve Makedonya sınırındaki bazı bölgelerde yarı-gizli kültürel misyonlar yürüttü. Bu misyonlar kapsamında, Helenistik kolonilere ait olduğu iddia edilen eski yerleşim yerlerinde arkeolojik kazılar yapılmış, aynı zamanda bölge halkı içinde "Helenist Bilinç" olarak adlandırdıkları ideolojik bir eğitim faaliyeti başlatılmıştır. Bu girişimler, zamanla milis yapının kent merkezlerinden kırsal bölgelere yayılmasına neden olmuş, Yunanistan içinde daha geniş bir sosyalist-yurtsever destek kazanmıştır.
1994 yılında, Diamas fraksiyonunun Atina’da "Nea Demos" adını taşıyan bir yarı-akademik araştırma birimi kurduğu kayda geçmiştir. Bu birim, kadim Helen düşüncesi ile 20. yüzyıl radikal siyaset teorileri arasında köprü kuran çalışmalar yürütmüş ve milis içerisinden çıkan ilk "teorik altyapı inisiyatifi" olarak tanımlanmıştır. Nea Demos, kısa süre sonra yeraltı yayınlarıyla ve seminer dizileriyle bilinir hâle gelmiş; özellikle üniversite öğrencileri arasında nüfuz kazanan bir entelektüel damar hâline gelmiştir.
1999 yılı itibarıyla, Diamas’ın sağlık sorunları nedeniyle sahadan çekildiği, ancak yerini bıraktığı üç kişilik kurula ideolojik liderlik aktardığı bilinmektedir. Bu dönemden sonra grup, daha çok "yerel öz-yönetim hücreleri" şeklinde yapılandırılmış, klasik milis mantığından uzaklaşılarak ideolojik yayılım ve kadro eğitimine odaklanan bir yapılanmaya geçilmiştir.
Yeni Helenist Teorik Yapılanma (1994–2008)
1994 yılında Atina’da kurulan Nea Demos (Νέα Δήμος, "Yeni Halk") araştırma birimi, Diamas önderliğindeki sosyalist-Helenist milis hareketinin entelektüel kolunu oluşturmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Başlangıçta, Panepistimiou Caddesi üzerindeki terkedilmiş bir neoklasik binada gizli olarak toplanan çekirdek kadro; Antik Yunan’ın politik-etik düşüncesini, modern sosyalist kuramlarla sentezleyerek yeni bir teorik çerçeve geliştirmeyi hedeflemiştir.
Kurucu ekipte yer alan üç önemli isim dikkat çekmektedir:
Aristeidis Vassilopoulos, Orpheion Panepistimio'da kısa süreliğine klasik filoloji eğitimi almış, ancak siyasi faaliyetleri nedeniyle okuldan uzaklaştırılmış bir teorisyen olarak, Platonik Devlet ve Marxist öz-yönetim modelleri arasında bağ kuran ilk metinleri kaleme almıştır.
Irina Tzavaras, Selanik Aristoteles Üniversitesi’nde antropoloji okumuş, ardından Karpathos adasındaki geleneksel inanç sistemleri üzerine çalışmalar yapmıştır. Nea Demos içindeki ritüel politik bilinç kavramının mimarlarından biridir.
Dionysios Arvanitis, Girit Üniversitesi’nde fiziksel arkeoloji dalında çalışan ve antik şehir planlamalarıyla devrimci komün yerleşimleri arasında ilişkiler kuran ilk saha analizini yapan isim olarak tanınmıştır.
Nea Demos'un ilk önemli yayını, 1996 yılında gizlice çoğaltılarak dağıtılan "Politeia ton Anagenniménon" (Yeniden Doğanların Cumhuriyeti) adlı manifestodur. Bu metin, Atina’daki bazı öğrenci grupları ve öğretim görevlileri tarafından olumlu karşılanmış; akademik çevrelerde alternatif siyasi teori arayışında olan bir kesim tarafından ilgiyle okunmuştur.
1997 yılında, Pireus Limanı’na yakın bölgede bir dizi gizli seminer düzenleyen ekip, burada ilk kez Antik Yunan'ın metafizik boyutuna dair birtakım verileri açıkça tartışmıştır. Bu dönemde, Diamas’tan devralınan bazı belgeler, Girit’in iç bölgelerindeki köylerden toplanan halk anlatıları ve Delphi’deki eski kehanet yapıları ile ilgili bilgi kırıntıları kullanılmıştır.
1999 yılında Diamas’ın sahneden çekilmesiyle birlikte, Nea Demos’un kuramsal liderliği Vassilopoulos’a geçmiş ve grup, "Bilgiye dayalı eylem" ilkesini benimseyerek yeniden yapılandırılmıştır. Bu dönem, araştırma faaliyetlerinin gizlilikten yarı-açık akademik katılıma dönüştüğü geçiş evresidir. Özellikle Atina Kapodistrias Üniversitesi, Thessaloniki Tıp Fakültesi ve Patras Felsefe Kulübü gibi kurumlardaki öğrenci gruplarıyla gayriresmî ağlar kurulmuştur.
2003 yılında Ioannina Üniversitesi bünyesindeki antropolojik saha araştırmaları sırasında, Nea Demos ekibinin gözlemlediği mimari ve ritüel benzerlikleri temel alan bir teori geliştirilmeye başlandı. Elde edilen veriler, özellikle Epirus bölgesinde bulunan terk edilmiş Osmanlı yapılarının belirli yerleşim düzenlerinin ve simetrik planlamalarının, antik Helen tapınak mimarisiyle beklenmedik ölçüde benzeştiğini ortaya koyuyordu. Bu durum, sadece stilistik ya da kültürel etkilerle açıklanamayacak denli tutarlı ve bölgesel olarak sistematikti.
Bu bulgulardan hareketle Nea Demos içerisindeki bazı araştırmacılar tarafından öne sürülen teoriye göre, Antik Yunanlılar tarihsel olarak yalnızca Ege havzasının ürünü olan bir medeniyet değil, farklı bir varlık düzleminden, yani evrensel ve süreğen bir gerçeklik katmanından gelmiş bir toplumdu. Bu gerçeklik, belirli dönemlerde ve belirli bölgelerde, kısa süreli ama güçlü kesişimlerle yaşadığımız boyutla çakışmıştı.
Teorinin merkezinde yer alan iddia, Antik Yunan uygarlığının temel bileşenlerinin (özellikle mimari oranlar, kutsal geometriler, astro-ritüel yerleşimler ve dilsel yapıların sembolik mantığı) kendiliğinden gelişen kültürel oluşumlar olmaktan ziyade, başka bir gerçekliğin fiziksel ve kavramsal yansımaları olduğudur. Bu bağlamda, Helen uygarlığı, kendi çağından ziyade başka bir kozmik düzenin temsili olarak değerlendirilmekte; bu düzenin, farklı tarihlerde dünya ile sınırlı alanlarda kesişim yaşadığı varsayılmaktadır.
Teoriye göre bu kesişim, özellikle adalar, dağlık bölgeler ve içe kapanık köy yerleşimleri gibi izole coğrafyalarda daha yoğun ve uzun süreli olmuş; bu yüzden bu bölgelerde gözlemlenen mimari ve ritüel kalıplar, o diğer gerçekliğin izlerini taşıyan alanlar olarak kabul edilmiştir.
2003 yılının sonlarında, Ioannina Üniversitesi bünyesindeki Antropoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, Nea Demos araştırma birimiyle ortak bir saha çalışması protokolü imzalayarak kurumsal düzeyde iş birliğine gitti. Bu iş birliği, özellikle Epirus bölgesindeki ritüel mimari formların analizi, tapınak kökenli yerleşim motiflerinin sürdürülebilirliği ve bu izlerin Helenistik sonrası dönemdeki dönüşümleri üzerine odaklandı. Ancak yüzeyde akademik bir iş birliği olarak sunulan bu süreç, perde arkasında çok daha stratejik bir amacı barındırmaktaydı.
Araştırmaların yürütüldüğü dönemde, Nea Demos’un fiili liderliğini üstlenen ve bir dönem Orpheion Panepistimio’da öğrenci olup, 1970’lerdeki siyasi faaliyetleri nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılan Aristeidis Vassilopoulos, iş birliğinin arkasındaki esas mimarlardan biri konumundaydı. Vassilopoulos, sahip olduğu geçmiş bağları ve Sendika sonrası ilişkileri sayesinde Orpheion Panepistimio’nun arşiv ve saha kayıtlarında tutulduğunu bildiği bazı belgelerin peşindeydi. Özellikle 1960’lar ve 1970’lerde yürütülen boyut kesişimi araştırmaları ile ilgili bilgiler, Nea Demos’un teorisini destekleyebilecek potansiyel nitelikteydi. Vassilopoulos’un amacı, bu belgelerin içerdiği konum, tarih ve ritüel verilerinden hareketle gerçek kesişim alanlarını fiziksel olarak haritalamaktı.
Bu çerçevede Nea Demos, 2003 sonbaharında başlattığı ajanlık faaliyetleri kapsamında, üniversiteler arası öğrenci değişimi ve akademik transfer programlarını kullanarak çeşitli mensuplarını Orpheion Panepistimio’ya yerleştirdi. Bu kişiler, arşivlere ve kampüsün güvenli olmayan dijital veritabanlarına erişim sağlayarak belgeleri sistematik biçimde dışarı aktarmaya başladılar. Transfer süreci, Orpheion’un mevcut yönetimi tarafından olağan bir akademik süreç olarak görülmüş, böylece şüphe doğurmadan 2004 yılının şubat ayına kadar faaliyetler sürdürülebilmiştir.
2004 Şubat ayında Nea Demos ajanları tarafından elde edilen belgeler arasında, en dikkat çekici materyallerden biri 1989 yılında Amorgos Adası’nda yaşanan ve kayıtlarda “Amorgos Vakası” olarak geçen olayla ilgili dosyalardı. Bu dosyalar, adada kaydedilen ani atmosferik anomali, yerel halkın gözlemlediği mekânsal çarpıklıklar ve o dönemde ortadan kaybolan bir arkeoloji ekibiyle ilgili ayrıntılı saha raporlarını içeriyordu. Belgelere göre bu olayın ardından bölge bir askeri tahliye ve iletişim karartması ile izole edilmiş, raporlar ise Orpheion Panepistimio bünyesindeki ileri saha analiz birimi tarafından toplanmıştı.
Anemoi Phōs ve Neo-Paganizm (2004)
2004 yılının Mart ayında, Nea Demos ile Ioannina Üniversitesi Kültürel Miras Enstitüsü arasında, kurumsal protokolleri aşan ve kırmızı kod seviyesinde sınıflandırılan acil bir toplantı düzenlendi. Toplantının temel gerekçesi, 1989 yılında meydana gelen ve resmi kayıtlarda “Amorgos Vakası” olarak geçen olayın etkilerinin yalnızca Amorgos ile sınırlı kalmadığını ortaya koyan yeni saha bulgularıydı. Naxos, İkarya ve Karpathos adalarında yapılan gözlemler, aynı mekânsal çarpıtma ve fenomen yoğunlaşmasının izlerini taşıyordu.
Toplantıya yön veren en çarpıcı veri ise, uzun süredir izine rastlanmayan ve akademik çevrelerde efsaneleşmiş “Anemoi Phōs” fraksiyonunun, bu üç adada yeniden bir araya gelmeye çalıştığı yönündeki bulgulardı. Anemoi Phōs, 1970 yılının başlarında Sendika içindeki bazı radikal unsurların koparak oluşturduğu, mitolojik düzeyde yorumladıkları zaman ve hafıza üzerine çalışmalar yapan bir grup olarak bilinmekteydi. Ancak 1989 yılında, Orpheion Panepistimio çevresinde gerçekleşen içsel bir kriz sonrası dağıldıkları düşünülüyordu. Ne var ki, bu üç adadaki yeni olaylar, grubun bazı üyelerinin gizlice varlığını sürdürdüğünü ve faaliyetlerine yeniden başladığını işaret etmekteydi.
Bu durum, hem Nea Demos hem de Ioannina Üniversitesi için ciddi bir tehlike arz ediyordu. Zira Amorgos Vakası'ndan sonra açığa çıkan mekânsal anomaliler, akademik araştırmaların erişemeyeceği bir yoğunluk seviyesine ulaşmıştı. Anemoi Phōs fraksiyonunun yeniden etkinleşmesi, yalnızca teorik araştırmanın akamete uğraması anlamına gelmiyor, aynı zamanda üç adanın da tamamen kontrol dışı bir hâle gelmesini gündeme getiriyordu. Özellikle Naxos ve İkarya’daki bazı izole bölgelerde, saha gözlemcilerinin daha önce kaydedilmemiş yapılar, taş oymaları ve antik dönem mimarisine benzeyen fakat tarihsel verilerle açıklanamayan izler raporlaması bu tedirginliği artırmıştı.
Gözlemciler tarafından yapılan raporlamalarda, bölgedeki anormal faaliyetlerle bağlantılı olduğu düşünülen silahlı ve organize bir grup da dikkat çekmekteydi. Söz konusu topluluk, dış görünüş itibarıyla klasik Antik Yunan dönemine ait giysiler giymekte, kamusal alanlarda çok eski helenistik usullere dayanan ritüeller icra etmekte ve yerleşim alanlarını geçmişten fırlamış gibi düzenlemekteydi. Bu grubun, dağılmış Anemoi Phōs üyelerinin hayatta kalanları tarafından oluşturulmuş olabileceği şüphesi ağır basıyordu.
En dikkat çekici gözlem ise, daha önce hiçbir haritada yer almayan ve bölge halkı tarafından da bilinmeyen büyük insan figürlü taş heykellerin adalarda bulunmasıydı. Bu heykellerin işçiliği, Arkaik Yunan döneminin üslubuna benzemekte ancak kullanılan taş tipi, bölgede bilinen kaynaklarla uyuşmamaktaydı. Heykellerin çevresinde bulunan dini motifler ve sembolik düzenlemeler, grubun geçmişle bugün arasında bir tür zaman-mekân sentezi kurmaya çalıştığını düşündürmekteydi.
Toplantı sonucunda, Nea Demos’un bu gelişmeler karşısında doğrudan müdahalede bulunmaması, ancak kayıt altına alınan tüm verilerin ve bölgeden kaçırılan görsel kayıtların derinlemesine analiziyle yeni bir saha stratejisi oluşturulması kararlaştırıldı. Ioannina Üniversitesi ise akademik boyutta bu adalardaki çalışmalarını geçici olarak durdurdu ve yeni gözlem ağları üzerinden veri toplamaya odaklandı. Bu gelişmeler, Yunanistan genelinde Antik Yunan gerçekliğine dair alternatif tarih modelleri üzerinde çalışan fraksiyonlar arasındaki dengeyi köklü şekilde etkileyecek bir dönemin habercisi olarak kabul edildi.
2005 yılına gelindiğinde, Nea Demos’un önceki dönemde gerçekleştirdiği ajanlık faaliyetleri neticesinde elde edilen belge ve gözlemler, teorik düzeyde Ioannina Üniversitesi için bir ilerleme sağlayamamıştı. Belgelerin çoğu ya önceki dökümanların farklı versiyonlarıydı ya da içerik olarak birbirini tekrar eden nitelikteydi. Bu durum, Antik Yunan boyutunun sürekliliği teorisini desteklemek için gereken özgün bulguların eksikliğini ortaya koydu. Akademik çevrelerde, araştırmanın duraksama noktasına geldiği yönünde yorumlar yapılmaya başlandı.
Bunun üzerine Ioannina Üniversitesi bünyesinde bir dizi akademik kurul toplantısı düzenlendi. Toplantılarda, yalnızca dolaylı belgeler ve alan dışı analizlerle ilerlemenin mümkün olmadığı, artık doğrudan saha temelli müdahalenin kaçınılmaz hâle geldiği görüşü benimsendi. Tartışmaların sonunda, Naxos, İkarya ve Karpathos adalarında gözlemlenen anomalilerin merkezine yönelik doğrudan keşif faaliyetleri başlatılması kararlaştırıldı. Bu karar doğrultusunda, Nea Demos'un sahaya yönelik çalışan özel birimi tarafından hazırlıklar yapılmaya başlandı.
Adaların bu izole bölgelerinin, Yunanistan hükümeti tarafından resmî olarak tanınmaması, bölge halkının harici iletişim ağlarında yer almaması ve medya kuruluşlarında neo-pagan gruplara dair herhangi bir habere rastlanmaması, saha çalışmaları için oldukça sıra dışı bir güvenlik çemberi doğurmuştu. Üniversite içerisindeki uzmanlar, bu durumu yalnızca yerel coğrafi zorluklara veya devletin ilgisizliğine bağlamadı; bölgelerin anti-memetik bir anomaliden etkilenmiş olabileceği yönünde hipotezler geliştirildi. Uydu ve drone görüntülerinin defalarca incelenmesine rağmen herhangi bir mimari değişiklik, ışık anomalisi ya da olağanüstü hareketlilik kayda geçmemişti.
Nea Demos’un keşif birimi, Nisan 2005’te ilk saha konuşlanmasını gerçekleştirdi. İkarya Adası’nın izole kuzeydoğu bölgesine iniş yapan ekip, bölgedeki nüfusla ilk teması kurmayı amaçladı. Ancak beklenenin aksine, bölge sakinleri keşif ekibine karşı kayıtsız bir tavır sergiledi. Gözlem raporlarına göre, bölge halkı ekip üyelerinin varlığını tamamen göz ardı etmiş, onları fiziksel olarak görmezden gelmişti. Bir tür algısal filtreleme ya da istemli farkındalık dışına itme davranışı olarak değerlendirilen bu durum, anti-memetik etkinin yalnızca uzaktan değil, yakın temasta da geçerli olduğunu göstermekteydi.
Ekibin notlarına göre, bölgede yaşayan topluluklar, dış müdahale ya da yabancı gözlemcileri tehdit olarak algılamıyor; aksine onları adeta çevredeki taş, ağaç ya da rüzgâr gibi doğal bir öğe gibi kabul ediyordu. Bu pasif yok sayma hâli, keşif biriminin operasyon kabiliyetini ciddi biçimde sınırlamış, aynı zamanda bölgenin anomalik statüsünü teyit etmiştir. Gelişmeler, Nea Demos tarafından acil olarak raporlanmış ve Ioannina Üniversitesi’ne iletilmiştir.
Çalınan Belgeler (2004-2005)
2004 yılının sonlarına doğru, Orpheion Panepistimio’dan çalınan ve Anemoi Phōs ile 1989 Amorgos Vakası’na dair belgeleri içeren tüm arşiv materyallerinin kaybolduğu resmiyet kazanmıştır. Bu gelişme, Nea Demos'un ajanlık faaliyetleri sonucu elde ettiği bilgilerin güvenliğinin sağlanamadığını ortaya koymuş ve Ioannina Üniversitesi yönetimi ile Nea Demos arasındaki ilişkilerde ciddi bir güven krizi yaratmıştır. Kayıp belgelerin içeriği, hem teorik çerçevede hem de saha araştırmaları bakımından büyük önem taşıdığından, olay kurumsal düzeyde acil toplantılar zincirini tetiklemiştir. Bu süreçte yedek metinlerin yeniden çıkarılması hedefiyle iç güvenlik toplantıları başlatılmış ve bilgi akışını kontrol altına alma amacıyla Nea Demos’un iç yapısına yönelik soruşturmalar gündeme gelmiştir.
2005 yılının ilk çeyreğine girildiğinde, Orpheion Panepistimio’nun Savunma ve Alan İzleme Komitesi’ne bağlı araştırmacı ve güvenlik personelinin Naxos, İkarya ve Karpathos adalarına intikal ettiği yönünde istihbari bilgiler yayılmaya başlamıştır. Bu personelin adalardaki izole bölgelere yerleştiği ve bu alanlarda küçük karakollar kurarak operasyonel kontrol sağladıkları rapor edilmiştir. Bu gelişmeler, kaybolan belgelerin bir şekilde Orpheion Panepistimio’ya geri ulaştırıldığını ve kurumun bu bilgiler sayesinde adalardaki anomalilere dair bağımsız keşifler gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur.
Yaygın kanaate göre, Nea Demos tarafından görevlendirilen ajan ya da ajanlar, ele geçirilen belgelerin bir kopyasını doğrudan veya dolaylı şekilde Orpheion Panepistimio’ya aktarmış ve bu aktarım sayesinde üniversite adalarda öncelik elde etmiştir. Ancak bu transferin kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiği hiçbir zaman net olarak belirlenememiştir. Kurum içi soruşturmalar sonucunda elde edilen bilgiler yetersiz kalmış; bazı Nea Demos üyeleri iç ihanet suçlamalarıyla sorgulanmış, bazı Ioannina Üniversitesi mensupları ise casuslukla itham edilmiştir. Fakat doğrudan sorumluluğu üstlenecek bir kişi veya grup ortaya çıkmadığından, zamanla bu durum karşılıklı suçlamaların gölgesinde bir istikrarsızlık haline dönüşmüştür.
2005 yılının ortalarına gelindiğinde, Naxos, İkarya ve Karpathos adaları üzerinde operasyonel ve gözlemsel hakimiyeti büyük ölçüde elinde bulunduran Orpheion Panepistimio, bu bölgelerde yürüttüğü faaliyetleri yoğunlaştırmış ve dış müdahalelere karşı kapalı bir yapı oluşturmuştur. Bu durum, Ioannina Üniversitesi ve Nea Demos’un daha fazla sahaya inmesini engellemiş; bilgi toplama faaliyetlerini yalnızca dolaylı yollar ve ajanlık planları üzerinden sürdürmeye zorlamıştır. Bölgeye doğrudan erişimin kısıtlanması, üniversite içindeki tansiyonu daha da yükseltmiş ve Nea Demos’un güvenilirliği ciddi biçimde sorgulanır hâle gelmiştir.
Ioannina Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde yer alan akademisyenler ve öğrenciler arasında Nea Demos’un Orpheion Panepistimio ile örtülü bir iş birliği yürüttüğü yönünde söylentiler yayılmaya başlamıştır. Bu iddialar, özellikle sol görüşlü öğrenci toplulukları arasında yankı uyandırmış ve Nea Demos’un kurucusu Aristeidis Vassilopoulos, sosyalist ideallere ihanetle suçlanmıştır. 1970'li yıllardan itibaren sol tandanslı çevrelerde karizmatik bir figür olarak tanınan Vassilopoulos’un, dışarıya bilgi sızdırdığı ve çift taraflı çalıştığı iddiaları, Ioannina Üniversitesi kampüsünde protesto gösterilerine neden olmuştur. Bu protestolar, zamanla şiddet olaylarına dönüşmüş; Nea Demos üyelerine yönelik fiziksel saldırılar ve akademik baskılar gözlemlenmiştir.
Bu karmaşa ortamında, üniversite yönetimi ile temas kuran ve kendilerini Amerikanische Heilsarmee (Amerikan Kurtuluş Ordusu) olarak tanıtan bir grup, Orpheion Panepistimio’nun hâkimiyetindeki üç adada bulunan anti-memetik bölgelerin güvenli bir biçimde geçilebilir olduğunu ve kendi ekiplerinin bu bölgelere sızarak bilgi toplayabileceğini bildirmiştir. Grubun iddiasına göre, geçmişte gerçekleştirdikleri bazı ritüelistik girişimler sayesinde anti-memetik etkilerden etkilenmeden hareket etme kabiliyetine sahip olduklarını belirtmişlerdir. Buna karşılık olarak, Ioannina Üniversitesi’nden başta Alman kökenli pagan inanç sistemlerine ve tören uygulamalarına dair arşiv, yazıt, sembol çözümlemeleri gibi materyaller talep edilmiştir.
Üniversite yönetimi bu teklife ilk etapta temkinli yaklaşmış ve kurumun akademik ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle öneriyi reddetmiştir. Ancak zamanla, Nea Demos’un üniversite içindeki pozisyonunun çöküşe geçmesi, öğrenciler arasında artan kutuplaşma ve bilgi akışının tamamen tıkanması, yönetimi yeniden değerlendirmeye zorlamıştır. Karar süreci, Nea Demos üyelerine yönelik artan fiziksel saldırılar, bina kuşatmaları ve akademik sabotajlarla daha da sıkışmıştır. Bu baskı ortamı içinde, üniversite nihayet Amerikanische Heilsarmee’nin teklifini kabul etmiş ve sınırlı bir bilgi paylaşımı karşılığında, bu grubun üç adaya dair ajanlık faaliyetlerine göz yummaya başlamıştır.
Orpheion İçerisinde Gelişen Ajanlık Faaliyetleri (2005-2008)
2005 yılının son çeyreğinde Ioannina Üniversitesi ile Amerikan Kurtuluş Ordusu (Amerikanische Heilsarmee) arasında gelişen istihbarat iş birliği, üniversite bünyesinde derin yapısal kırılmalara neden olmuştur. Nea Demos’un geçmiş dönemlerde yürüttüğü saha araştırmaları, ajanlık faaliyetleri ve kuramsal analizleri büyük ölçüde, bu yeni dış grubun projeleriyle yer değiştirmiş; Amerikan Kurtuluş Ordusu, anti-memetik bölgelerde yürütülecek keşif çalışmaları için önceki verilerden yararlanmak amacıyla Ioannina yönetiminden doğrudan bilgi talep etmiştir.
Üniversite yönetimi, bu talebi kısa süreli bir iş birliği olarak değerlendirmiş gibi görünse de, kısa bir süre sonra Nea Demos’un elindeki tüm belge ve kayıtların geri alınacağına dair resmi bir bildirimde bulunmuştur. Bu bildirime herhangi bir gerekçe eşlik etmemiştir. Nea Demos üyeleri, araştırma ofislerinden çıkartılarak belge ve ekipmanlara erişimleri engellenmiş, tüm arşiv materyalleri Amerikan Kurtuluş Ordusu’na devredilmiştir. Kurucu Aristeidis Vassilopoulos’un bu sürece dair yönelttiği sorular ve itirazlar yanıtsız bırakılmış; yönetim, her türlü diyaloğa kapalı bir tutum sergilemiştir.
Bu gelişmeler, Nea Demos’un üniversite içindeki meşru konumunun tamamen ortadan kalkmasına yol açmış; örgüt kendisini yalnızlaştırılmış, işlevsiz ve itibarsız bir konumda bulmuştur. Grup üyeleri arasında artan baskı, sosyalist çevrelerden gelen ağır eleştiriler ve ihanet suçlamaları, bir iç muhasebe sürecini başlatmıştır. Nihayetinde Aristeidis Vassilopoulos’un öncülüğünde alınan ortak bir kararla, Nea Demos 2005 yılının Ekim ayında herhangi bir kamuya açık açıklama yapmadan Ioannina Üniversitesi’nden toplu olarak çekilmiştir.
Nea Demos’un bu sessiz ayrılığı, yapının kendi içindeki stratejik farklılıkları da su yüzüne çıkarmıştır. Bir kesim, yaşanan ihaneti telafi etmenin ve yeniden etkili bir varlık kazanmanın yolunun, daha önce düşman olarak görülen Orpheion Panepistimio ve onunla ilişkili Sendika ile ittifaka gitmek olduğuna inanmıştır. Bu grup, Orpheion’un teorik derinliği, tarihsel ağırlığı ve Balkanlar’daki kurumsal nüfuzuyla Nea Demos’un yeniden yapılandırılmasını mümkün gören bir perspektifi savunmuştur. Planlara göre, Nea Demos yeniden organize edilecek, Orpheion Panepistimio’ya akademik bağlılık gösterecek bir alt enstitüye dönüştürülecek ve Sendika çatısı altında, hem eski itibarlarını geri kazanacak hem de daha büyük sahalara erişim imkânı bulacaklardı.
Ancak bu görüşe karşı çıkan bir başka kanat, Orpheion Panepistimio’nun da aslında kendi iktidar mekanizmalarını kullanan, merkeziyetçi ve çıkar odaklı bir yapı olduğunu iddia ederek, bağımsız hareket edilmesi gerektiğini savundu. Bu kesim, Sendika ile ilişkiye girmenin ikinci bir teslimiyet anlamına geleceğini, Nea Demos’un tarihsel kimliğini ve devrimci yönünü yok edeceğini öne sürdü.
Böylece 2005’in sonlarına gelinirken Nea Demos, fikri birliğini kaybederek iki ayrı oluşuma bölündü. Vassilopoulos’un liderliğini sürdürdüğü grup, Orpheion Panepistimio ile temas kurmak üzere hareket ederken, muhalif kesim ise kendi bağımsız yollarını çizmeye yöneldi. Her iki grup da ilerleyen yıllarda Balkanlar, Ege Adaları ve Batı Anadolu çevresinde farklı amaçlarla faaliyetlerini sürdürecek; bu ayrışma, yeni kozmopolit ezoterik organizasyonların temelini atacaktı.
Ioannina ve Ordu İlişkileri (2005)
2005 yılının ilk yarısında, Amerikan Kurtuluş Ordusu (Amerikanische Heilsarmee), Orpheion Panepistimio içerisine sızma stratejisini tamamlayarak hem öğrenci hem de akademik kadro içerisinde etkili bir yapı kurmuştur. Özellikle üniversitenin sağ eğilimli öğrenci gruplarıyla kurduğu yakın ilişki sayesinde, bu grupların üniversite içindeki görünürlüğünü ve etkisini önemli ölçüde artırmıştır. 2005 Şubat ayında, Kurtuluş Ordusu'nun desteklediği sağcı grup, sol görüşlü öğrenci topluluklarına karşı cephe oluşturarak üniversite içinde ciddi bir kutuplaşma ve huzursuzluk ortamı yaratmıştır. Bu kutuplaşma, Sendika ile ilişkili olan grupların faaliyetlerini sekteye uğratmakla kalmamış, üniversite yönetimi nezdinde de akademik tartışmaların siyasi gerilimle yer değiştirmesine neden olmuştur.
Mart ayı sınavlarının ardından, Kurtuluş Ordusu’na bağlı birçok öğrenci ve akademisyen, üç adadaki gözlem karakollarına başarı notları gerekçesiyle transfer edilmiştir. Bu transferler, hem saha erişimi sağlamak hem de karakolların kontrolünü aşamalı biçimde ele geçirmek amacı taşıyordu. Yerleşimlerinin ardından ilk etapta karakolların iç veritabanlarına sızılmış ve buradaki kayıtlar, Ioannina Üniversitesi'ne bağlı çalışan dış istihbarat yapısıyla paylaşılmıştır. Böylece Kurtuluş Ordusu, teorik ve yapısal bilgiye ek olarak saha gözlemine dayalı veri erişimini de mümkün kılmıştır.
Ancak en çarpıcı gelişme, adaların iç kesimlerinde yapılan keşiflerle gerçekleşmiştir. Orta bölümlere doğru ilerledikçe ortamın fiziksel ve atmosferik olarak değiştiği gözlemlenmiş; bu değişim, adanın dış çevresi ile iç bölgeleri arasında bir tür mekânsal kopukluk olduğunu düşündürmüştür. İç kısma geçildiğinde, daha önce hiçbir haritada yer almayan ve fiziksel olarak adanın yüzölçümüne sığmayacak büyüklükte yapılar, yerleşim kalıntıları ve antik Yunan döneminden kaldığı izlenimini veren bir şehir dokusu tespit edilmiştir. Bu yapıların arasında tapınaklar, stoa benzeri kamusal alanlar, sütunlar ve devasa heykellerin bulunduğu belgelenmiştir.
Kurtuluş Ordusu’nun bu keşfi gizli tutma kararı almasıyla birlikte, küçük ve silahlı bir birlik oluşturulmuş ve iç bölgede yer alan bir tapınağa baskın düzenlenmiştir. Baskın sırasında, ritüel amaçlı kullanılan çok sayıda obje, tablet, kült heykelcikleri ve bazı bilinmeyen bileşiklerden oluşan seramikler ele geçirilmiş ve bölgeden dışarı taşınmıştır. Tapınağın iç kısmında, özellikle mitolojik tasvirler ve semboller açısından zengin bir ikonografik bütünlük bulunduğu; bazı parçaların Hellenistik döneme ait bilinen sembollerle doğrudan örtüşmediği gözlemlenmiştir.
Ancak geri çekilme sırasında, ormanlık alandan geçen birliklerin peşine düşen yerel ve antik görünümdeki savaşçılar tarafından takip edildikleri, bu kişilerin bronz ya da taştan yapılmış mızraklar taşıdığı ve fiziksel olarak bilinmeyen bir dil konuştukları bildirilmiştir. Takip eden grup, bir süre sonra hiçbir açıklama yapılmaksızın aniden geri dönmüş; Kurtuluş Ordusu üyeleri bunun anti-memetik bir etki ya da bilinç dışı sınır mekanizması olabileceğini rapor etmiştir.
2005 yılı Nisan ayında Amerikan Kurtuluş Ordusu, üç adada gerçekleştirdikleri keşiflerden elde ettikleri materyallerin yalnızca bir kısmını Ioannina Üniversitesi’ne teslim ederek geriye kalan önemli belgeleri ve ritüel objeleri kendi denetimleri altına almıştır. Bu stratejik saklama, Ioannina Üniversitesi'nin söz verdiği Germen mitolojisine ait nadir sembolik materyalleri Kurtuluş Ordusu’na teslim etmesine neden olmuş; böylece Kurtuluş Ordusu, hem bilgi birikimini genişletmiş hem de ritüelistik faaliyetlerini daha kapsamlı bir şekilde yürütme olanağı elde etmiştir.
Bu materyal alışverişinin hemen ardından, Nisan 2005'te Orpheion Panepistimio içerisinde “Üstünlüğün Tarihçesi” başlıklı bir manifesto, sağ eğilimli öğrenci grupları aracılığıyla hızla yayılmaya başlamıştır. İlk bakışta akademik bir tarihsel kurgu metni gibi görünen manifesto, gerçekte ırksal saflık, kültürel üstünlük ve nasyonal-sosyalist alt metinlerle bezeli ideolojik bir metin olup, açık propaganda yapmadan doktrinel mesajlar sunmuştur. Metin içerisinde, özellikle üç adada gerçekleştirilen keşiflere ait gözlem notlarının manipüle edilmiş biçimlerine yer verilmiş ve bu bölgelerdeki "medeniyetin kaynağı" anlatısı üzerinden bir üstünlük söylemi kurulmuştur.
Manifestonun yayınlanması, Orpheion’un geleneksel akademik yapısını ve Sendika ile olan ilişkisini doğrudan tehdit eder hâle gelmiş ve kısa sürede öğretim üyeleri, yönetim kurulu ve bağımsız araştırmacılar tarafından yasaklanmıştır. Manifestonun içeriği, özellikle öğrenci kökenlerine ve sınıfsal farklılıklara dair aşağılayıcı nitelikteki ifadeleri sebebiyle kamuya açık bilgi ifşası ilkesine aykırı bulunmuştur. Bu durum, üniversite genelinde büyük bir tepkiyle karşılanmış ve metnin yayımında öncü olan sağcı öğrenci grubu dağıtılmıştır. Ancak bu grubun aslen Kurtuluş Ordusu’nun operasyonel bir aracı olduğu kısa sürede anlaşılmış; grup kapatılsa da faaliyetlerinin derin yapıda sürdüğü bilinmiştir.
Orpheion'daki bu gelişmelerin yaşandığı süreçte, Ioannina Üniversitesi Haziran 2005’te kimliği belirlenemeyen silahlı bir grup tarafından uzaktan sabotaja uğramıştır. Üniversite arşiv binasına yönelik yapılan saldırı, birçok yazılı belge ve fiziksel kanıtın zorla ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. Başlangıçta bu saldırının Kurtuluş Ordusu tarafından düzenlendiği yönünde değerlendirmeler yapılmış olsa da, kısa süre sonra gerçekleştirilen yüksek düzeyde bir toplantı sırasında bu eylemin failinin Orpheion’a bağlı Nea Demos üyeleri olduğu ortaya çıkmıştır.
Nea Demos’un Orpheion’a entegre olmuş fraksiyonu, Amerikan Kurtuluş Ordusu'nun üniversite içindeki etkisini ve Ioannina Üniversitesi ile kurduğu derin bağlantıyı meşru görmemiş; eski davaları olan halkçı direniş ve entelektüel bağımsızlık ilkelerine ihanet edildiğini düşünerek karşı cephe oluşturmuştur. Bu grup, Kurtuluş Ordusu tarafından yerlerinin alınmasını bir tür sömürgeci müdahale olarak yorumlamış ve Ioannina Üniversitesi’ne yönelik sabotajı stratejik bir karşılık olarak planlamıştır.
Toplantıda açığa çıkan bu bilgi, Ioannina Üniversitesi içerisinde büyük bir güven krizine yol açmıştır. Nea Demos'un ikiye ayrılan yapısından haberdar olmayan yönetim, örgütün tümüne karşı temkinli yaklaşmaya başlamış, Amerikan Kurtuluş Ordusu ise bu durumdan faydalanarak üniversite içindeki etkinliğini daha da artırmıştır.
Aralık Darbesi ve Öncesi
Ekim 2005’te, Orpheion Panepistimio’nun kampüs çevresinde faaliyet gösteren ve kendilerini Marksist-Leninist çizgide tanımlayan Kókkinoí Mystís (Kızıl Mistikler) adlı öğrenci oluşumu, üniversite bünyesinde giderek artan Amerikan Kurtuluş Ordusu etkisine karşı aktif bir direniş başlatmıştır. Grup, özellikle Eylül ayı içerisinde üniversitenin yönetimsel ve akademik kadrolarına sessizce yerleşen Kurtuluş Ordusu militanlarının gerçek kimliklerini tespit ettiklerini ve bu kişilerin ırkçı söylemleri yaymak üzere konumlandıklarını iddia etmiştir.
Kókkinoí Mystís, yürüttükleri gözlem ve analiz sonucunda bu kişilerin “sağcı kalıntılar” olduğunu öne sürmüş ve Ekim ayının ortalarına doğru örgütsel kararları doğrultusunda bu kişilere karşı koordineli ve hedefe yönelik silahlı saldırılar düzenlemiştir. Üniversite kampüsü çevresinde ve Orpheion Panepistimio’nun merkezi yapısından uzak yerleşim bölgelerinde gerçekleşen bu saldırılar, birkaç gün içerisinde akademik çevrede infial yaratmış; saldırılarda Amerikan Kurtuluş Ordusu’nun istihbarat biriminde görev yapan kıdemli ajan Dietmar Eisenhaupt hayatını kaybetmiştir.
Eisenhaupt’un öldürülmesi, Kurtuluş Ordusu içerisinde paniğe neden olmuş, özellikle kampüs çevresindeki sivil giysili ajan kadroları kendilerinin de deşifre edildiğini düşünerek aceleyle üniversiteyi terk etmişlerdir. Bu kişiler, sistematik şekilde organize olarak en yakın üç adadan biri olan Karpathos’ta bulunan gözlem karakollarına yönelmişlerdir. Olayın ardından bu kaçış hareketi, bölgedeki Amerikan Kurtuluş Ordusu komuta zinciri içerisinde şüphe ve güven krizine yol açmıştır.
Bu sırada Karpathos, Ikaria ve Naxos adalarında görevli ajan kimliği taşıyan Kurtuluş Ordusu üyeleri, kampüsten gelen kaçakların saldırılar hakkında bilgi vermesiyle büyük bir baskı altına girmiştir. Kendi kimliklerinin de ortaya çıkmasından endişe eden ajanlar, Aralık ayının ilk haftasında üç adadaki karakolların Yunan istihbaratı ve Orpheion’un bağlı olduğu Sendika tarafından yakın gözetim altına alınacağına dair haberleri aldıktan sonra ani bir karar vermiştir.
Güvenliğin zayıf olduğu ve tarihsel olarak antik dönem yerleşimlerine sahip iç bölgeleri hedef alan bu kişiler, adaların dağlık ve ormanlık kısımlarında yer alan eski Yunan döneminden kalma yerleşim izleri taşıyan şehirlere sığınmıştır. Karpathos’un kuzey platosunda yer alan Kastellos bölgesindeki terk edilmiş bir handa konaklamaya başlayan ajanlar, burada hem yerel halkla teması en aza indirmeyi hem de kimliklerini gizleyerek yeni bir yönlendirme beklemeyi planlamışlardır.
Aralık 2005’in ortasında, Karpathos adasının iç bölgelerinde bulunan ve uzun süredir aktif olmayan Palaio Chorió adlı antik Yunan döneminden kalma yerleşim bölgesi, Amerikan Kurtuluş Ordusu’na bağlı silahlı birimler tarafından baskına uğramıştır. Bu birimler, önceki ay gizlilik içerisinde bölgeye sızan ajanların yönlendirmesiyle harekete geçmiş ve bölge içerisinde hâlen varlığını sürdüren, antik Yunan medeniyetine ait olduğu değerlendirilen halkın yaşadığı merkezi hedef almıştır.
Kurtuluş Ordusu, baskın esnasında ileri düzey askeri donanıma sahip küçük birlikler kullanmış, bu sayede bölgedeki teknolojik olarak ilkel ama kültürel açıdan organize yapıya sahip yerel topluluğu kısa sürede kontrol altına almayı başarmıştır. Araziye hâkimiyetin sağlanmasının ardından, bölge halkı açık bir alanda toplanmış ve propaganda gerekçesiyle gerçekleştirilen toplu infazlar uygulanmıştır. İnfazların amacı, hem söz konusu bölgenin fiziksel kontrolünü güvence altına almak hem de ileri dönemde benzer geçit bölgelerinde Amerikan Kurtuluş Ordusu’nun mutlak hâkimiyetini ilan etmekti.
Ancak bu eylemler sırasında, Orpheion Panepistimio’ya bağlı Geçit Boyutları Gözlem ve İnceleme Birimi tarafından bölgeye gönderilen araştırmacılar, baskın esnasında ve hemen sonrasında yaşanan sıra dışı olaylara dair veriler toplamıştır. Gözlem raporlarına göre, baskının ardından sadece birkaç dakika içerisinde, alanın merkezinde yer alan ve daha önce hareketsiz bir antik heykel olarak kaydedilen bir yapı, bilinmeyen bir nedenden ötürü hareket etmiş ve alanda konuşlu SS üniformalı birliklerden bir bölüğün üzerine büyük bir taş kütlesini fırlatmıştır. Bu olay, hem bölgenin fiziksel doğasının hem de memetik etkilerin hala aktif ve öngörülemez düzeyde olduğunu ortaya koymuştur.
Orpheion Panepistimio, gelişmeleri öncelikle üst düzey akademik kurul ve Sendika’ya iletmiş, ardından bölgedeki karakollarda görevli personelin kayıplarını azaltmak amacıyla takviye birlikler yönlendirmiştir. Üniversite, Kurtuluş Ordusu’nun bu bölgede gerçekleştirdiği eylemlerle doğrudan bir bağlantı kuramamış; buna karşın üniversite içerisinde daha önce tespit edilen aşırı sağcı öğrenci gruplarının bu saldırıyla ilişkili olduğu varsayımıyla Yunan polis teşkilatına iş birliği teklif etmiştir. Bu doğrultuda, saldırılardan sorumlu olduğu düşünülen birkaç kişi tutuklanarak sivil adli makamlara teslim edilmiştir.
Orpheion’un bu hamlesi, üniversitenin ulusal düzeydeki akademik itibarını koruma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmiş; olayların daha büyük bir yapının parçası olduğunu ima eden iç raporlar ise yalnızca Sendika’nın arşivlerinde sınırlı erişimle korunmuştur.
Antik Yunan'a Giriş Süreci
2006 yılının Ocak ayında, Orpheion Panepistimio kampüsü içerisinde yaşanan iç çatışmalar, Marksist-Leninist grubun dağılmasıyla birlikte geçici olarak durulmuş ve üniversite çevresindeki atmosfer normalleşmeye başlamıştır. Aynı süreçte, üç adada konuşlu olan Orpheion’a ait karakolların alt yapıları büyük ölçüde güçlendirilmiş, yüzeydeki yapılar üzerinden yürütülen gözlem faaliyetleri yer altına taşınmıştır. Adaların jeolojik yapısından faydalanılarak inşa edilen bu yer altı tesisleri, ileri düzey yalıtım sistemleri, sinyal baskılayıcı duvarlar ve çok katmanlı giriş protokolleri sayesinde hem gözlem hem de güvenlik açısından tam donanımlı yapılar hâline getirilmiştir. Bu durum, Orpheion’un adalar üzerindeki etkisini hem görünmez hem de mutlak kılma stratejisinin ilk uygulaması olarak değerlendirilmiştir.
2006 yılının Şubat ayında, Orpheion araştırma kurullarından seçilen bir grup dilbilimci, tarihçi ve geçit alanlarında deneyimli saha personeli eşliğinde, Karpathos’un iç bölgelerinde bulunan anormal geçitlerden birine planlı bir giriş gerçekleştirmiştir. Bu girişim, doğrudan temas kurulması hedeflenen “antik gerçeklik” içerisindeki yerleşik halkla bağlantı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmişti. Temas sonrası elde edilen ilk bulgulara göre, halkın kullandığı dil antik Yunanca’nın bilinen lehçelerinden bazı farklılıklar taşımakta; bu nedenle iletişim için daha karmaşık bir çeviri modeli gerekmekteydi. Ancak belli başlı kavramlar üzerinden sürdürülen temel iletişim, kısa sürede karşılıklı bilgi alışverişine olanak sağlamıştır.
Araştırmacılar, daha önce çeşitli gözlem raporlarında yer alan ve saldırganlık kapasitesine sahip olduğu belirtilen hareketli heykellerle doğrudan karşılaşmış; bu varlıkların yalnızca estetik ya da dini değil, aynı zamanda savunma ve güvenlik amaçlı olarak kullanıldığı yönünde bilgiler edinilmiştir. Yerel halk, bu heykellerin aerophauloi (hava taşıyıcıları) adı verilen ritüel komutlarla aktive edildiğini ve yerleşim alanlarını istilacı gruplara karşı koruduklarını ifade etmiştir. Bu açıklama, önceki yıl yaşanan Kurtuluş Ordusu baskınlarında yaşanan ani heykel tepkimesiyle örtüşmektedir.
Orpheion heyeti tarafından gerçekleştirilen en dikkat çekici temaslardan biri, bu gerçeklikte yaşayan ve bizim tarihsel kayıtlarımızda yer almayan bazı figüratif düşünürlerle yapılan görüşmeler olmuştur. Adları, bilinen Helenik düşünce geleneğinde rastlanmayan ancak içerik bakımından sofist, stoacı ya da pisagorcu izler taşıyan bu kişilerle gerçekleştirilen söyleşiler, paralel bilgi sürekliliği konusunda ilk teorik verileri oluşturmuştur. Bu filozoflara, günümüz Yunanistan’ındaki kültürel ve akademik kurumların varlığı ve Orpheion Panepistimio’nun amacı hakkında bilgi verilmiş; karşılığında bu dünyaya ait olan ama tarihsel olarak belgelenmemiş entelektüel yapıların temel kavramları öğrenilmiştir.
Kurtuluş Ordusu'nun Ayrılışı
2006 yılının mart ayına gelindiğinde, Amerikan Kurtuluş Ordusu ile Ioannina Üniversitesi arasındaki bağ tamamen kopmuş, her iki taraf da karşılıklı olarak iş birliği ihlali ve dolandırıcılık suçlamalarında bulunmuştur. Bu süreçte, Ordu'nun 2005 yılında antik Yunan boyutundan ele geçirdiği eserler ile birlikte Ioannina Üniversitesi'nin sağladığı germen mitolojisine ait nadir belgeleri iade etmeyi reddettiği ortaya çıkmıştır. Üniversite tarafından gönderilen resmi iade talebi yanıtsız bırakılmış, Ordu'nun bu materyalleri kendi üslerine —esas olarak Arizona’da bulunan eski Höllenabteilung merkezlerinden birine— aktardığı tespit edilmiştir.
Orpheion Panepistimio ve Ioannina Üniversitesi’ne bağlı bazı analitik birimlerce yapılan istihbarat değerlendirmelerinde, Amerikan Kurtuluş Ordusu’nun söz konusu materyalleri kullanarak 1940’ların sonunda gerçekleştirdikleri geçit açma ritüellerine benzer yeni bir boyut erişimi sağlamaya çalıştığı öne sürülmüştür. Bu değerlendirmeler, Ordu’nun ele geçirdiği tarihi eserler ve mitolojik materyalleri yalnızca sembolik amaçlar için değil, ritüelistik rezonans oluşturmak için kullandığını, böylece dünya ile antik boyutlar arasında yeni bir geçit açmayı hedeflediklerini iddia etmektedir.
Uluslararası düzeyde ise Amerikan Kurtuluş Ordusu’nun 1960 yılı itibarıyla yeniden yapılandığı ve çeşitli Avrupa ülkelerinde küçük hücreler aracılığıyla materyal ve insan aktarımı gerçekleştirdiği yönünde bilgiler toplanmıştır. Özellikle Doğu Almanya, Polonya ve Slovakya üzerinden yürütülen bu aktarım zincirinin, sözde “Yüksek Saflık Ritüeli” adı verilen bir dizi geçit etkinliğiyle sonuçlanacağı düşünülmektedir.
Ioannina Üniversitesi, yaşanan bu gelişmelerin ardından Amerikan Kurtuluş Ordusu ile olan tüm irtibatlarını tamamen kesmiş, üst düzey yetkililer tarafından iç raporlarda, bu grubun mühendislik alanında tek taraflı ve saldırgan bir şekilde ilerlediği kayda geçirilmiştir. Orpheion ise, hem Ordu’nun faaliyetlerini hem de kaybedilen materyalleri izlemek adına yeni bir izleme konseyi kurma girişimlerine başlamıştır.

