Dosya no: 012-C-Bulunan eşyalar - 3. eşya - İçerik
1. Sayfa
Devletler, gereken önceliği sağlamayıp okunamıyor beceriksiz işçileri ve beceriksiz o, üstte bulunan “saygın” çalışanları yüzünden bu hale gelmemizi sağladı. Bunu neden yazdığımı bilmiyorum, her şey artık çok geç. okunamıyor burada geçireceğim. Halen baş kaldırışın sesi sokaklarda duyulabiliyoken uyumak biraz zor.
Bulunduğum binanın üstünden helikopterler geçiyor, hayır yardım falan istemeyeceğim. Burası bir restoranın deposu gibi bir şey. Yağmalama için gelecek kişileri öldürüp eşyalarını çalabilirim.
Işıkları ne olur ne olmaz diye kapattım, birileri bu yerin dolu olduğunu öğrenmemeli.
2. Sayfa
Herhangi bir dikkat çekmediğimden emin olarak -1. kattan ayrıldım. Sırt çantamdaki levyeyi de alıp yukarı çıktım. Avm boştu. O kadar korkmuştum ki nereye saklandığımı veya nereye geldiğimi bile unutmuştum, bunu fark ettim. Aslında mantıken bakacak olursak yağmaların en çok yapılabileceği ve tehlikeli olan bir yerdeydim. Işığın açık veya kapalı olmasının pek önemi yoktu. Diğer restorandaki masaları, sandalyeleri alıp kendi bölgeme taşıdım. Fazla dikkat çekmesin ve biraz da dahice olacak şekilde; çoğunluğu karşımdaki restoranların önüne koydum. Birisi gelipte yağma yapacak, hatta ki silahlı ise; birisini öldürecekse karşı restoranı tercih edecektir. Tabii ben burada olacağım, onu izliyor olacağım. Yüz ifadesindeki o tüm ayrıntıyı göreceğim.
3. Sayfa
Dışarıya, pekte yakınımız denebilecek otopark alanında bir patlama oldu. Tabi sadece sesini duyabildim ama görmek çok iyi olabilirdi. Tek sorunuma gelecek olursak, tuzağa çekeceğim kişiye uzaktan bir şey ile saldırmalıydım. Çoktan herkes silah almıştır ve birbirine kullanmaya başlamıştır sonuçta. Kafasına levyeyi atabilirim aslında, tabi başka bir silahım yok. Iskalarsam ve hele ki grup halinde geleceklerse işim zor. Bugün zaten ilk işim silah oluşturmak üzerine olmuştu. Masaların bacaklarını, etraftaki metal objeleri, restoranlardaki mutfak bıçaklarını topladım. Tam bir yakın dövüş makinesi olmuştum, bu ne kadar doğru bir tabirdir bilmiyorum.
4. Sayfa
Onlar burada. Çalışmayan yürüyen merdivenlerden çıktıklarını gördüğüm anda kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Fazla ses yapmadan, parmaklarımın üstünde koşarak kendi alanıma geldim. Bodrum kata inip yavaşça kapıyı arkamdan kapattım ve ışıkları da aynı şekilde.
Lanet herifler. Daha evlerinden yeni çıkmış gibi, olaylar hiç umurlarında değilmiş gibi gülerek, kahkaha atarak restoranda dolaştılar. Hepsi de daha gençti, seslerinden anlamıştım. Birkaç sandalyeyi ve metal objeyi bir yerden diğer tarafa taşıdıktan sonra sesleri kesildi. Sanırım gitmişlerdi. Levyeyi ve ona bağlamış olduğum metal demiri elime alıp merdivenlerden çıktım. Yavaşça müşteri alanına gelip masanın arkasına saklanarak karşı tarafa baktım. Sandalyeler dağılmıştı. Salak çocuklar. Cidden düşündüğüm gibi orada birisinin olduğunu düşünmüşlerdi. Kendilerini görme fırsatım olmadı tabii.
5. Sayfa
Büyük bir telaş içinde uyanmıştım, sesler yukarıdan gelmekteydi. Bir çatışmanın ortasındaydım ve benim varlığımdan bir haberlerdi. Av tüfeğinin çıkardığı ses, ve birisinin koşturması, bu ilk defa oluyordu. Tüm seslerin yavaş yavaş azaldığı ve kesildiği vakitte geçen akşam yaptığım gibi dışarı çıktım. Masanın arkasına saklanmış halde etrafıma bakıyordum.
Dağılmış ve benim de düzenleme zahmetinde bulunmadığım sandalye ve masalar parçalara ayrılmıştı. Kimsenin orada olmadığından emin olarak dışarı çıktım ve zemini incelemeye başladım. Masaların köşeleri kanlıydı, en son baktığımda korktuğum o lanet yürüyen merdivenlere tekrardan bakmak için korkuluklardan aşağı eğildim. Birisi kanlar içinde, merdivenlerde yatmaktaydı.
6. Sayfa
Kan uzun süre önce akmayı durdurmuştu, üstünü aradığımda birkaç işaret fişeği buldum. Doluydu ve daha kullanılmamıştı. Adam otuzlu yaşlarında gibiydi, ceketini alıp onu orada bırakmaya karar verdim. Artık bizleri cezalandırabilecek bir sistem bulunmuyordu. İnsanlar artık gerçekten insandı. İyi veya kötü, sonuçları kimsenin umurunda değildi.
Hazırda kırılmış sandalyeleri ve masaları alıp deponun önüne getirdim. Eğer burası bir gün elektrik sistemini de kaybedecekse ateş yakmam doğru olacaktı.
7. Sayfa
Yemek broşürlerinden oluşan rahat yatağımda, üstümden geçen helikopterlerin seslerini dinledim. Fazla sıkıcı geçmişti. Bir kıyamete göre çok daha sakin, tabi benim için. Ben böyle bir şeyin yaşanacağını tahmin etmiştim. Ceza da almayacağıma göre kiralara zam veren sahibi de öldürebilirim anlamına geliyor. İş çıkışı keşke bir uğrasaydım da.
Tahminim veya tahminlerimizin doğru çıkacağı konusunda çok tartışmıştık fakat kesin bir sonuç vaadi vermediği için esprimizde geçen şeyleri uygulama fırsatımız olmadı. O panik halini yaşamadan bilemezdik, yine de alıştığımız veya alıştığım süre boyunca bir kerede olsun yapmak isterdim. Sadece espride geçmediği doğruydu, belki de meslektaşlarım da şuan pis işler yapıyordur?
8. Sayfa
Otoparka bir göz atayım dedim ve karşılaştığım şey çok garipti. Derisi tamamen soyulmuş fakat hiç acı göstermeyen bi adamın sarhoş gibi dolaştığını gördüğümde delirdiğimi düşünmüştüm. Tabi o sarhoşun her şeyden habersiz arabasının kaportasında oturmuş adamın üstüne atlamasıyla gerçeği anladım. Çok hızlı olmuştu, kolları tuhaf şekilde uzundu ve adamın kafasını kolayca parçalamıştı. Bunu yaptıktan sonra da aracın üstüne çıkıp zıplamaya başladı.
9. Sayfa
Artık ne helikopter geçiyor ne de silah sesi duyuluyordu. Bu beklediğimden de sessiz geçen bir gündü, direniş veya isyan, her neyse işte; bittiğine sonuna kadar emindim. Tekrardan otoparka bakan cama yaklaşıp sandalyeye oturdum. Ötedeki bir diğer otoparkta ağaçlar yavaş bir şekilde yıkılıyordu. Sağ altıma baktım, hızlı servis alanı küllerle kaplıydı. Sol köşeye baktım, çocuk parkı artık bir araziden ibaretti. Sanırım birkaç gün önceki patlama orada gerçekleşmişti. Veya kül olan hızlı serviste.
10. Sayfa
Tüm elektrikler kesildiğinde, ben uyuyordum. Birkaç gün geçmişti fakat bu beklediğimden de hızlı yaşanmıştı. İdare ettiğim yiyecekler, içecekler bitme noktasına daha gelmemişti fakat bozulma olasılıkları çok fazlaydı. Bodrum katının hemen önünde biriktirdiğim eşyaları ve kağıtları kibrit yardımıyla yakmaya başladım. Burası normalde de böyle soğuk muydu?
11. Sayfa
Geçen sabah, günün doğmasıyla beraber izlediğim manzara kaybolmuştu. Ağaçlar, ağaçlar orada artık yoktu. Avm ye yakın olan ağaçlarda yoktu. Boş arazi ve araziden ilerisini oluşturan yol boştu, ıssız bir yere düşmüştüm.
Yürüyen merdivenlere baktığımda, adamın cesedinin orada olmadığını gördüm ve delirme noktasına geldim. Kanlar kurumuş ve kahverengi olmuştu.
12. Sayfa
Ateşi söndürmek zorunda kaldığım andan itibaren hiçbir şey benim için normal gitmemeye başlamıştı. Otopark ve daha anlayamadığım onlarca farklı yerden çığlık sesleri duyuyordum. Bu yersiz zamanda düşündüm ki, deli gömleği giymiş birisinin oda köşesinde oturduğu görüntüsüyle pek farkım yoktu. İki rafın arasında, sağ köşede gelmemelerini umarak bekledim.
13. Sayfa
Tamam, benden bu kadar. Gün doğumundan sonra buradan, bu lanet yerden gideceğim. Rahat uyku uyuyamamış birisi olarak, restoran katında olan biteni duyamamış olmam anormal derecede! Karşı ve çapraz, hatta yanımdaki restoran darmaduman olmuş.
14. Sayfa
Yaralandım. O şeyler fazla güçlüydü, işaret fişekleri bile onlara zarar veremiyordu. Yolda karşılaştığım son insan da bana saldırmaya kalktığı vakit onların hedefi oldu. Metro istasyonlarından tünellere kadar birçok yerde durmadan koştum ve şehir merkezine varabildim. Hava solunamayacak kadar kirliydi ve hayır, bir şey yanmıyordu. Her şey çoktan yok olmuştu ve enkaz şehri kaplıyordu.
Ve buradayım. Nasıl olduğunu bilmesem de hiç zarar görmemiş bir oteldeyim. O kapıyı parçalayarak girdiğime yemin edebilirim fakat artık bunun bir önemi yok. Tanrı beni korudu.
15. Sayfa
Okunamıyor Kasabasına gideceğim, bu yetti. Şehrin daha az güvenli olacağını neden akıl edemedim ki. Artık her gün, her saat, her dakika, her saniye onların sesleri ile yaşıyorum.
Odanın küçük camından dışarı baktığımda onların bir şeye doğru koştuğunu veya kaçtıklarını görebiliyorum.
16. Sayfa
Gece yarısı uyandım, bugün gideceğim gün. Fakat çok erken uyanmıştım… O ağır adımların ve yıkılma noktasında olan binaların toz dumanları arasında kaybolduğunu görebiliyor, duyabiliyordum. Bu şey devasa bir şeydi. Devasa ve kızıl? devasa ve kızıl bir et yığını.
Bir kafayı andırıyor.
Defterin diğer 4 sayfası boştur.